Çağan Irmak ve Günümüzün Parçalanmış Değerleri: Bizi Hatırla Filmi Üzerine

“Aile draması” denince Türkiye sinemasında aklımıza gelen ilk isimlerden biri kuşkusuz ki Çağan Irmak. Babam ve Oğlum, Dedemin İnsanları gibi önemli aile dramalarını başarıyla yöneten Irmak, bu sefer de yine seyirciyi bam telinden yakalama derdinde. Hikaye çok tanıdık, alışılan ve öylesine toplumu yansıtan cinsten.

Dedemin İnsanları, bir nevi otobiyografik bir çalışmaydı Çağan Irmak için. Çocukluğunu ve gençliğini İzmir’de geçiren Çağan Irmak, bu filmi ile seyirciye Foça ve İstanbul arasında mekik dokutuyor.

Kaan, Foça’da annesiz büyümüş ve İstanbul’a gelip hayatını kurmuş ve işinde de son derece disiplinli bir karakter. Film ilerleyince bunu daha da iyi aksettiriyor seyirciye. Türkiye yapımı filmlerde özellikle, “Ben sana büyük adam olamazsın demedim, adam olamazsın dedim.”cümlesini kurdurmuyor. Vefalı, sevgili bir kişiliği var. Bunu da babasına borçlu olduğunu, filmlerdeki diyaloglardan anlayabiliyor seyirci.

Eşi ise filmin tek kötü karakteri gibi görünüyor başta. Seyirci, klasik bir karakter olduğunu düşünüyor onun da. Çünkü Kaan’ın babası hastalanıp da İstanbul’a gelmek durumunda kalınca onu istemiyor. Bunu da kaprislerinden anlayabiliyoruz.

Çağan Irmak, bu filminde televizyon ve dizi dünyasına karşı büyük hicivlerde bulunmuş. Dizilerde insanların neleri görmek istediğinden tutun da, dizi sektöründeki senaristlerin buna boyun eğmesine kadar, sektörün kan ağlamasını ve ülkedeki insanların sosyolojik tutumunu da seyirciye güzel bir şekilde yansıtmış. “Halk bunu istiyor. Halkın zekasını düşünmeyin.” diyor Kaan. İçinde bulunduğu toplumu da çözmüş, burada da istediği yerlere gelmiş. Film, içerisindeki kısa anektodlar ile sinema seyircisi ve televizyon seyircisi arasındaki farkı da anlatıyor. Sinema seyircisi bu noktada övülmekteyken, insanlar filmi seyrettiği için kendini daha da şanslı hissediyor.

Günümüzün geldiği nokta, çetin. Büyük şehirlerde ve özellikle İstanbul’da insanlar iş telaşına kapılıp, manevi değerlerinden yoksun olarak yaşıyor. Çağan Irmak ise, kariyer telaşlarını ve ailelerden bu noktadaki kopuşu iyi kotarmış olmakla birlikte, salt “kötü” karaktere yer vermeyerek işi pembe dizi dramasına döndürmekten kurtarmış. Her karakter kendi içinde ayrı bir derinliğe sahip. Nasıl ki insanlar ile sık sık vakit geçirildiğinde, daha iyi anlaşılıyorlar ise filmde de karakterler ile daha çok vakit geçirdikçe aslında nasıl insanlar olduğu fark edilmekte.

Büyük gökdelenler, kapitalizm, siz giderseniz eğer yerinizin “hemen” doldurulacağı korkusu filme tamamen hakim olmuş durumda. Öyle ki baba Eşref ve oğul Kaan arasında da kuşak çatışması kendini çok iyi hissettirmiş.

“Sen benim yaptığımı yapmazdın baba…”

Filmin belki de en can alıcı repliği. Kuşakların farklılığının en büyük göstergesi. Bir yandan hasta olan bir baba, öbür yandan ise işini kaybetmemek için, babasının ameliyatına bile gelemeyen bir oğul söz konusu.

Baba, oğul, torun… Torun bambaşka düşüncelere sahip. Z kuşağının yani bilgisayar içine doğmuş kuşağın temsilcisi olarak gösteriliyor. Aklı bir karış havada olan çocuk aynı zamanda Bulumia hastası. Yediklerini kusarken, dedesi ile karşılaşıyor. Bunu gören anne ise şüphelenmekte. Annenin biletini seyirci kesiyor. Derinlere inildikçe ise, anneyi anlamaya başlıyoruz. Tacizlere maruz bırakılmış çocukluk… Bunun hala üzerinden geçmeyen gölgesi. Türkiye’de aile içindeki tacizlerden de bahsetmiş oluyor bu sayede Çağan Irmak. Sadece bir “aile draması” olarak kalmıyor, tüm topluma karşı aslında bir şikayet, bir hiciv söz konusu.

Binnur Kaya’nın üstlendiği ev yardımcısı rolü de epey alışılagelmişin dışında. Aileye dahil ve vefakar. Tıpkı Kaan’ın ona karşı olduğu gibi. Bulunduğu her projede küçük bir rolü olsa da onu devasa bir noktaya taşıyan Kaya, bu filmde de bu özelliğini göstermiş.

Babanın ise Foça’daki hayatı bambaşka. Filmde zaten Foça’daki renkler daha sıcak iken İstanbul’a gelince renk kullanımı grileşmiş. Oğlundan “ara sıra” haber alsa dahi, oğluna hiçbir şekilde sitem etmeyen bir baba ve onun her daim yanında olan hayat arkadaşından da öte, buruk bir aşk hikayesi yaşadığı, Sumru Yavrucuk’un üstlendiği o sıcacık “arkadaş, yoldaş, yaren” rolü. Gençliklerinde kavuşamamış olduklarını bilen seyirci, onları görünce suratlarına sıcacık bir gülümsemeyi koymayı da ihmal etmiyor.

Bizi Hatırla, hem gülümsetiyor hem de ağlatıyor. Fazlasıyla bizden. Fazlasıyla yerli bir film. Çağan Irmak, Türkiye toplumunu iyi tanıyan ve analiz eden bir yazar, yönetmen. Tüm dünya, toplumsal bir yabancılaşmaya son hızla giderken ve kendi içinde bulundurduğu değerleri kaybederken, bu durumun Türkiye toplumundaki yansıması da gözler önüne seriliyor.

“Sevdiklerinize zaman ayırın.” mesajı vermekle kalmıyor, bunu seyircinin gözüne kör bir parmakla sokuyor yine. Kimsenin salt iyi ya da salt kötü olamayacağının evrenselleştiği bu dünyada, herkesin aslında ne kadar da anlaşılabilir olduğu görülmekte.

Filmin içindeki Janis Joplin, Nazan Öncel ve Sena Şener detayları da epey göze çarpmakta. Evin genç kadını, anne babanın kendine biçtiği rolü kabul etmiyor çünkü. Piyano çalmıyor, gitar çalıyor ve 60’ların 70’lerin ruhu ile yaşıyor. Z kuşağının da aslında hiçbir şeyden habersiz olmadığını ve aslında dünyadaki birçok şeye ne kadar hakim olduğu görülüyor.
Evin küçük oğlu ise, daha konuşamıyor. Bu noktada da anne babaların, “Çocuğumuz zeki olacak!” hezeyanına kapıldığı görülmekte. “Çocuğu karşısına alıp kimse konuşmuyor ki!” sitemi ediliyor. Öyle ki, çocuk ile birebir diyalog kurulduğunda aslında böyle bir sorun da olmadığı görülüyor.

Çağan Irmak, toplumun birçok yarasına parmak basmış “Bizi Hatırla” derken. “Unutma, köklerini unutma.” diyor. Öyle ya, nereye gidersek gidelim köklerimiz de bizimle birlikte gelir.

Altan Erkekli, Eşref karakterine öyle bir hayat vermiş ki, usta oyuncu görüldüğü her an seyircinin içine bir yumru oturuyor. Kaan karakterine can veren Tolga Tekin ise, Altan Erkekli ile uyuşan bir oğul olmuş. İkilinin sahneleri oldukça dokunaklı.

Babam ve Oğlum’dan bu yana, sadece aile draması çekmeyen Çağan Irmak, aile dramalarında da usta olduğunu yine göstermiş. Sıcacık görüntüler, iyi yazılmış diyaloglar ve usta oyuncular ile iki saati bir çırpıda bitiriyor. Biterken de damağımızda yarım kalmış olmanın bir tadı oluyor. Her şey sonlanmış iken bile.

Çağla Okutan_arakatsanat

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s